Bilim ve Dinin Sınıfsal Karakteri

Gerek metafizikçilerin, gerek natüralist bilimi özümseyememiş bilimcilerin gerekse de gerici devlet ve sermayelerin başları sıkıştığında bilimin arka kapısından her türlü mistik fikri içeri soktuklarına tanık olduk asırlardır.

Kuantum, diyalektik düşünüşün bir karşılığıdır. Bilimde asırlardır metafizik üzerine kurulu ana akım görüşün, bilhassa modern bilimde kendini açığa vuran idealist mistfikasyonların, mistizmin, formel mantığın temsilcisi sırasıyla Newton, Bohr, Haisenberg ve kısmende Einstein’ın diyalektiğin üçüncü yasası Yadsımanın Yadsınmasıyla klasik mekanikten kuantum mekaniğine ulaştılar.

Kuantum formel mantığa meydan okuyan bir yöntem, hatta bilimin ontolojisi (!!) olmasına rağmen, liberalizm tıpkı geçmişte olduğu gibi günümüzde de bu yöntemi ekonomik yasaları gereği kullanmakta, kuantumu eğip bükmekte, dezenforme etmekte, zorlama yorumlar ve matematiksel soyutlamalarla liberal din anlayışlarını ve bilimi uyuşturmaya çalışmaktalar.

Kutsal (!!) kitapların kehanetleri bilimsel gelişmelerle çatıştığında; Bigbang teorisi cankurtaran görevi gördü. Kapitalizm eşi benzeri görülmemiş enflasyon krizine girdiğinde Bigbang’in Kopenang ekolü hemen “Şişme Teorisi”ni üretti. Aradığımız “tanrı parçacığı” bir türlü bulunamadığında o zamana kadar bildiğimiz en mikro atom altı parçacığın nötronlar değil nötrinolar olduğunu keşfettik birden ve nötrinoların bir kütlesi olduğu anlaşılınca, zamandan ve mekandan münezzeh tanrı parçacığının bu olamayacağı anlaşılıverdi şıpbadanap.

Tanrıyı aramak kolay iş değildi elbette, bir bilimsel teori yeter ki dine uydurulmak istensin bir kez, bu kez imdada kuarklar yetişti hamdolsun. Fakat o da ne? Sonuç tam bir fiyasko!

Ezilen, sömürülen, yoksul halk kitleleri serbest piyasa ekonomisinin ağır dayatmalarına karşı örgütlendiğinde, kitlesel sol hareket fukur-fukur kaynadığında “nüfus teorileri”, “bencil gen” teorileri üretti burjuva bilimcileri.

Faşizm emperyalist devletlerce dalga dalga yayıldığında ırkçı teoriler, ıslah ve üstün ırka dönük öjenik teoriler bilim dünyasında fink atıyordu.

Burjuvazi, bağrından kopup geldiği Aristokrat kankasıyla ölümcül bir hastalığa yakalanmış, iflah olmaz bir çöküşe yakalanan her sistem gibi kendini kültürel çürümeyle ifade eder hale gelmişti.

İki korkunç dünya savaşına, ekonomik çöküşe, savaş arası dönemin faşizm kâbusuna ve şimdide vekalet savaşlarına tanıklık eden modernizm; sendeleye sendeleye sona doğru yürüyor! Tüm bu çırpınışlar kapitalizmin ilerici evresinin artık mazide kaldığına dair sert uyarılar.

İşte bu açmazlardan biride Heisenberg’in “Belirsizlik İlkesi”ydi. Burjuva biliminin yeniden kilisenin, dinin baskısı-tahakkümü altına girmeye niyeti olmadığından, diyalektik materyalizme de kaymak istemediğinden, neo-liberal ekonomi ve onun kültürel karşılığı postmodernizm gereği, Antik Yunan’dan bu yana temeli hazırlanmış olan bilinemezciliği (Agnostizmi) devreye sokmakta gecikmedi. Bu görüş Newton’un “Eylemsizlik İlkesi” paralelinde gelişerek Bigbang teorisinin standart modeline derinlemesine nüfuz etmişti.
Bir parçacığın konumu ve momentumu aynı anda bilinemeyebilir, ama bu demek ki değildir ki madde bilinemezdir. Aksine madde ve enerji, uzay ve zaman aynı şey olduğuna göre bu zaten maddidir, maddi evren-lerin bir sürecidir. Agnostizm bir bilim felsefi olarak değerlidir, önemsenmelidir. Fakat bilimin temeline nasıl oturtulur, burası açıklanmaya muhtaçtır.

Fakat Hesienberg’in amacı elbette yalnızca deneyiyle sınırlamak değildi tezini, onu tüm atom altı işleyişe ve evrene uyarlamaya çalıştı. Heisenberg’in fiziğe katkısından şüphe duyulamaz. Sorun, onun Kuantum mekaniğinden çıkardığı felsefi sonuçlardır. Bir elektronun konum ve momentumunu kesin olarak ölçemeyeceğimiz gerçeği en küçük bir şekilde bile, burada nesnelliğin olmadığı anlamına gelmez. O, neden-sonuç ilişkisini yok ederek doğa yasalarını tesadüflere terk ederek metafiziğe bağlayıp bilimi felç etmişti.

İşte bir kez daha metafizik bilimlere en genel haliyle sokulmuştu artık. Bugün ülkemizde idealist felsefeciler ve metafizikçiler sanki ülkede karşıt fizikçi, teorik fizikçi kalmamış gibi o TV programında bu TV stüdyosuna koşarak ana akım medya tarafından topluma empoze edilmeye çalışılıyor, üstelik programa karşıt görüşten bir felsefeci veya konunun uzmanı bir fizikçi davet edilmeden.

Eleştirim dinsel temelden bilim yapılamayacağına dönük değil. Zira Büyük Patlama Teorisinin ham hipotezi de bir rahibe aitti. Hatta Darwin, hatta Turan Dursun din kökenli bilimci ve felsefecilerdir. Sorun bilimi liberal yasalara tabi kılmak.

Burjuva bilimi her ne kadar diyalektik materyalizm yerine Kuantum dese de, diyalektiğin kuantumu mikro ve makro ölçekte dünyaya, yaşama, canlılığa bakış açımızı kökünden değiştirdi. Işığın karakter değişikliğini gözler önüne serdi. Klasik fizikte ışık parçacık fonksiyonu taşırken, Kuantum fiziğinde ışık hem paketçik hem de dalga fonksiyonlarına sahipti. Bu tam da diyalektik düşünüş tarzıdır ve Marks, Engels, Lenin ve Troçki’nin bizlere bir asırdan bu yana söyledikleri gibi: bilim komünisttir!

Şüphesiz bilimin araştırma alanı fiziki yasalarıdır. Fizik ötesiyle dinler ve felsefeler ilgilenirler. Bilim fizik ötesine geçtiği an bilim olmaktan çıkıp bir din halini alır. Benim bilimi sınırlamak gibi bir amacım yok, yukarıdaki analizimden bu anlaşılmasın. Fakat bilimin hangi felsefeyi kullanması gerektiğini analiz etmeyi ve kimin-kimlerin yararına bilim yapıldığını sorgulamayı üzerime vazife edindim.

Zafer Kılıç

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir