BİR ANNELER GÜNÜ YAZISI

Uyanmak üzereydim.

Annemden uzaktaydım. Uyandığımda onu arayıp, sesini duyup, şakalaşıp, türlü muziplikler yapıp onu çok sevdiğimi söyleyecek ve anneler gününü kutlayacaktım. Bilinç altı işte, yarı rüya, yarı uyanık topluyor en acılı kareleri.

Uyandığımda, henüz depresyondan çıktığım o dokuz aylık kahreden gerçekle yüzleştim bir kez daha.

Ölmüş insan ne arardı telefonun ucunda? Telefon rehberinde “annem” diye kayıtlı bir insanı arayamamak, elinin arama tuşuna gidememesi ne acayip bir duyguydu.

Bağlarının en kuvvetli olduğu insanı biyolojik olarak kaybetmek, şu boktan sistemde sığınağını, dayanağını bulamamak artık ve buna alışma, bunu kabullenme süreci çok yıpratıcı annecim. Boyna kahır yüklüyor insana.

Benimle konuşmak istediğinde çekinme. Bahar buraları da unutmadı, de, insanlık hala ölmedi, de. Kız bana anne. En afili küfürlerini benim için biriktir. Terlik fırlat. Bağır, çağır ama konuş anne. Gaipten konuş, uzaktan konuş, kafa sesiyle konuş, sen yeter ki konuş.

Senden 20 gün sonra halamı kaybettik. Mezarınız çok yakın. Arada laflıyorsunuzdur mutlaka. Bugün ona da uğradık. Anneler gününü kutladık. Ablamlar yokluğunu göstermemeye çalışıyorlar bana. Hepinizin, tüm anaların anneler gününü kutluyorum tatlım.

Cumartesi anneleri, SOMA’lı, Roboski’li anneler hala adalet arıyor. Dünyanın her yerinde çocuklar öldürülüyor, anneler vuruluyor. Yalanlar, yalanlar, yalanlar anne, onlar insanlığı ayakta tutuyor. İnsanlık ağır komada. Ama gebermiyor. Yoğun bakımda senin fişini çektiler ya, işte öyle çekmek istiyorum beşeriyetin fişini.

Keşke ölse insanlık. Temeli sevgi olan yeni bir tür doğsa. Ama sen yine de bana yalanlar söyle. Ben de sana şiirler yazayım.

İyi günler anne..

Yalanın Anatomisi

Yalan söyler insan insana,
tekrarladıkça inanır ezelden sonsuza.
En inandırıcı yalan
en kutsal olanıdır ve
tarihin ilk yalanı
en kuyruklusudur aynı zamanda;
çünkü yoksa cezalandıracak kimse, tanrı da yalan söyler aziz Romalılara.

Demokrasi koca bir yalandır
ahir zamanlarda:
Gazze, Cizre, Mogadişu ve
abluka altında Amerikan rüyası,
hem iyi gün dilekleri,
penguen medyası
kuşatılmış tüm doğrular,
halkların kardeşliğine dair sloganlar, hem de ar damarı şişirilmiş stratejik yalanlar;
enkaz-ı ahlaktan geriye kalanlar.

Annem Allah’a da inanırdı, yalana da. Bir modern tıbba inanmadı, bir de adam olacağıma.

Yalandan kim ölmüştü ki yoğun bakımda?
Bir küçük çocuktum eteğinin arkasında,
Postmodern travmalarla güçlendirilmiş
tahrip gücü yüksek bir mülteciydim
cenaze arabasında.
Büyüyünce adam olacaktım güya,
tuttum komünist oldum sonra.
Çünkü eğer inandırılmışsa kadere insan fetişistler tarafından,
nasılsa cennet hep ayaklar altında.

Üst akıl, emperyalizm, polütbüro
başlar sabah ezanıyla bombardıman.
Yalan, yalan terörizm yalan
Allah, demokrasi, Mogadişu…
Ayaklar baş olsun diye işte ne varsa, başlar kaldığı yerden mücadele;
isyan, devrim, özgürlük,
anne, ayak, fetiş,
yetiş ya Ali yetiş!…

Kahrolsun Siyonizm, Antisemitizm,
annesizm ve bilumumizm.
Vakitsiz öten horozum
yalanlara avutamadığınız,
bir küçük çocuğum hala
masallarla uyutamadığınız.

Ağustos 2015’de kaybettiğim annemin anısına…

Zafer Kılıç | Mayıs 2016

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir