Şiir

Zafer Kılıç şiirleri

  • Yalanın Anatomisi

Yalan söyler insan insana,
tekrarladıkça inanır ezelden sonsuza.

En inandırıcı yalan
en kutsal olanıdır ve
tarihin ilk yalanı
en kuyruklusudur aynı zamanda;
çünkü yoksa cezalandıracak kimse, 

tanrı da yalan söyler aziz Romalılara.

Demokrasi koca bir yalandır
ahir zamanlarda:
Gazze, Cizre, Mogadişu ve
abluka altında Amerikan rüyası,
hem iyi gün dilekleri,
penguen medyası
kuşatılmış tüm doğrular,
halkların kardeşliğine dair sloganlar, hem de ar damarı şişirilmiş stratejik yalanlar;enkaz-ı ahlaktan geriye kalanlar.

Annem Allah’a da inanırdı, yalana da. 

Bir modern tıbba inanmadı, 

bir de adam olacağıma.

Yalandan kim ölmüştü ki yoğun bakımda?

Bir küçük çocuktum eteğinin arkasında,

Postmodern travmalarla güçlendirilmiş

tahrip gücü yüksek bir mülteciydim cenaze arabasında.

Büyüyünce adam olacaktım güya,
tuttum komünist oldum sonra.
Çünkü eğer inandırılmışsa kadere

insan fetişistler tarafından,
nasılsa cennet hep ayaklar altında.

Üst akıl, emperyalizm, polütbüro
başlar sabah ezanıyla bombardıman.
Yalan, yalan terörizm yalan
Allah, demokrasi, Mogadişu…
Ayaklar baş olsun diye işte ne varsa, 

başlar kaldığı yerden mücadele;
isyan, devrim, özgürlük,
anne, ayak, fetiş,
yetiş ya Ali yetiş!…

Kahrolsun Siyonizm, Antisemitizm,
annesizm ve bilumumizm.
Vakitsiz öten horozum
yalanlara avutamadığınız,
bir küçük çocuğum hala
masallarla uyutamadığınız.

Ağustos 2015’de kaybettiğim annemin anısına…

  • Bana N’aptın?

Diyorum ki sevgili;

sevdiğin, çocuğun olmalı

aynı zamanda.
Öyle bırakıp gitmeyeceksin,
koymayacaksın
ortalıklarda piç gibi.
Yahut gideceksen,
“sevdim” demeyeceksin…
Çocuklar yalan söylemeyi sever,
yalan sevgileri asla.

Şimdi
elde var
tek kale maç,
onbire bir, ben tek tabanca
büyük kalabalıklar içinde
yalnızlığa duyulan
şizofren açlık!
Ve ben bu aralar
ne sarhoş
olabiliyorum,
ne âşık…
Kafası güzel bir dünyayı
teğet geçmiş gibiyim;
soğuk, duygusuz, hissiz,
anlamsızın dibiyim!

N’aptın?
Bana n’aptın çocuk?

  • Basit Bir Şiir!

Sevgilim:
bir şiir oku,
içinde bize dair
imgeler biriktirdiğin.
Yüzünde yakın geçmişli
bir orgazm pembesi,
alnında ter,
dudağında
o derin susuş.

En çok bu halini seviyorum.
Çocukken mastürbasyon sonrası
duyduğum utangaçlığı
taşıyorsun bakışlarında
ve şiirle örtbas ediyorsun
hınzırlığını…

Sevgilim;
bir şiir oku
içinde alkolik bir hüzün…
Bir şiir,
büyük puntolarla
suspus yalnızlığım…
Bir şiir,
absürd sevişin,
kafiyesiz terkedişin…

  • Ne İşin Var Bu Saatte Yalnızlığımda?

Kendimi çok yalnız
ve yabancı hissediyorum.
Diplerde bir yerlerde,
beynimde cirit atmakta
Rodrigo’nun gitar konçertosu.

Aşk?
Nalları dikti!
Yaşama sevinci?
Taze bitti!
Gider misin,
ne işin var
bu saatte yalnızlığımda?

Ve yaşım henüz
30’u geçmiş iken
yitirdim enerjimi.
Yitirdim çirkinliklerden
kocaman güzellikler
yaratma yeteneğimi.

Başkalarına
yaşam tellallığı yaparken,
kaybettim ümidimi,
yarınlarımı,
yarından da yakın anlarımı.
Gider misin,
ne işin var
bu saatte yalnızlığımda?

Kendimi çok yalnız
ve yabancı hissediyorum.
Başucuma koydum
şimdi kahrolası acılarımı,
hayal kırıklıklarımı,
yalnızlığa sempatizanlığımı.
Bıraktım kendimi,
hiçliğin asla
hesaplanamayacak
kareköklerine…

Varsa yoksa sensizlik,
kıblesi şaşmış yalnızlık,
isyanı bastırılmış
devrim şarkıları
ve olay yerinde
ölü bulunmuş bir şiirim artık.
Maktullüğün hiç tadı yok bu aralar.
Gidere misin,
ne işin var bu saatte
yalnızlığımda?

  • Hedonist Aşk

Ne Eros, ne Amor;
İnanna’yı bilmem ama
bir gece koynunda sabahlarken
fısıldayıp kulağıma:
“aşk enayiliktir” dedi bana,
komünist tanrı çoban Pan.

Tükürüp Dionysos’un
şarap çanağına,
dansı, müziği, aşkı,
cinselliği atıp bir kenara,
şehvetle, alın teriyle
sevişmek dursun şu yana
ve sevmek bütün bir börtü böceği,
vaadedince kendine
öte âlemde cenneti
ve güç ve iktidar hırsına
hapsolunca insanoğlu;
kalmadı haliyle,
inanan şahsıma.

Buyurup inansın,
aristokrat görünümlü
burjuva tanrılarının gazabına,
hem de tanık olsun şimdi
cehennemin kaç bucak olduğuna.

  • Kronik Ruh Yetmezliği

Sen, nevrozlarımın 

depresyonlarımın müsebbibi.

Uçan spagetti canavarının
yeryüzündeki kaçıncı elçisinin,
kaçıncı temsilcisinin,
milyon kere milyon
dolarlık kentsoylusu.
Sen kölesinin efendisi.
Zeval olur mu sana?
Sopanı kaldırmana ne hacet:
Sürüden ayrılmayan ben,
tahakkümünün yılmaz bekçisi.

Ben, yarım aklıyla
sevmeye kalkan,
yarım yamalak
işlerin adamı;
Allah belâmı versin
milyon kere milyon
–ki verir–
kafası bana takık
fena halde bu aralar.

Dijital spermlerde
mutasyona uğramış
onuncu köyün
çobansız koyunu ben.
Kendi kendine benliğinin,
bedeninin, düşüncelerinin
ahlâk zabıtası.
Ben, kadrolu mazoşist,
yarım ekmek arası şizofren,
duyguları mikroskopik aşık,
mısraları ölü doğmuş
edepsiz yazar!
Ahlâk da neymiş
ahmaklığımın yanında..

  • Ortalama İnsan

Küçük şeyler isterim hep.
Çevreyle uyumsuzluğumun altında
son derece sıradan
bir kişilik taşıyorum aslında.
Ve basit bir adamım.

Bana daima
büyük şeyler vaat ediyorlar:
Broadway müzikalleri,
TV yıldızı,
clup erkekliği,
Las Vegas’ta casino ayinleri,
şirket CEO’luğu,
prezentabl bir hayat,
profesyonel ahlâk…
S.ktirsin gitsin,
bir çay koysun onlar!

Büyük hayallerden yoruldum.
Dünyayı değiştirmek isterken dahi,
insanlar küçük şeylerle
mutlu olabilsinler istedim.

Her büyük atılım,
bir içe dönüştür aslında.
Çoğaldıkça azalır,
kendine yabancılaşırsın.
Şairin dediği gibi;
sokaktaki insan her yerdedir.
Üreten, ezilen, aldatan, sıradan,
ayrıksı, çirkin ve suskun..

Hayat oradadır,
umut onlarda.
Ve aşklarım,
şiirlerim,
aforizmalarım;
kirloş kadınlarla
zirzop erkekleredir.

  •  Beni Adem

Geçmişinden korkan,
gelecekten pişmanlık duyan
bir garip meczubum.
Çapım yok,
hem kütlesizim,
hem de yörüngesiz,
neden sonra halsiz.
Zamanın bir yerinde
taşkın bir aşk,
bir yerinde meçhulüm.
Bir boyutta Mecnun,
bir boyutta Leyla’yım.
Benzeşim her bir abdala,
özdeştir fikrime budala.
Nihayet, ben;
yazıldığı gibi
okunmayan benim,
Havva’yı eşeysiz sancılarla
doğurmuş ben-i Âdem’im…

  • Leş Gibi Edebiyat Kokuyorum!

Mazi koymasa böyle adama,
böyle sarmasa alkole,
itmese dipsiz kuyulara,
madara etmese böyle adamı…

İçki-sigara gırla, asıl bir fırt daha.
Küfür mü istersin, isyan mı?
İşte bir ağız dolusu daha.

Şerefe…

Tümcelerimi elli kere bozup baştan kuruyorum.
Aykırı kelimelere sığınıyorum
En sert içkilerle bastırıyorum yokluğunu

Art arda basıyorum sigaraları ciğerime.
Acıtmıyor közleri, tepkisiz kaldım her şeye…

Şerefe…

Arada görüşürüz belki,
Arada dolma sararız.
Arada şiir. Arada rakı.
Arada nağme
Arada mesafeler.

Şerefe ulan!
Eyvallah ulan!

Anason kokarken dudaklar,
zokalık aşkları yâd eder,
rakı şişesinde balıklar…

  • Üçüncü Tekil Şair

  • Havale


+40 derece Edepsiz Sayıklamalar


 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir