HİKAYEMİZ YA DA MANİFESTOMUZ

Benim bir hikayem var.

Doğduğumdan beri bana öğretilen kusursuzluk ideasının çelişkilerini yaşamaya başladığımdan beri hep doğru felsefik tekniği ve bakış açısını bulmaya çalıştım. Kendimin ve varoluşumun farkına vardığımdan beridir de hiç sabit ve mutlak doğrularım olmadı. Ailemin, devletin, toplumun ve ekonomik sistemin bana öğrettiği herşeyden şüphe etmeye başladım ve kendi bilimsel ve evrensel doğrularımın peşinden koştum.

Geleneksel düşünüş yöntemine karşı mutlaka alternatif yöntemler olmalıydı. Bu yüzden her ne yaptımsa hep deneysel çalıştım ve bunu sosyal hayatıma, işime ve duygusal ilişkilerime yansıttım.

Geleneksel merkeziyetçi, türcü, ırkçı, dinci, milliyetçi ve cinsiyetçi normları yıkmam, yerleşik, hiyerarşik ve mükemmelliyetçi bakış açısını aşmam elbette çok zor oldu ama kendimi devindirerek bir bireysel dönüşüm devrimi gerçekleştirdim. Gündelik hayatım, kalemim, teorik ve pratik eylemlerim hep bu çizgide yıllardır ve hala mutlak doğrularım yoktur, hala deneysel çalışırım.

Yaratıcı Birey Atölyesi’ni de tam da bunun için kurdum. Burada diksiyon ve bedensel performanstan oyunculuğa, yaratıcı yazarlıktan felsefeye değin tüm ders içerikleri felsefi olarak diyalektik, bilimsel olarak da kuantum düşünce tekniği ile gerçekleşiyor. Ve bunu da tanıtımların alt metinlerinde okumak mümkün.

Derslerle, mutfakla ve çevresel tanıtımlarla ilgili tüm görsel çekimlerde ve yazılarda kusursuzluk algısını yıkmaya çalışıyorum. Bu yüzden işimi profesyonelce değil, küçük hataların baharat tadı verdiği, estetik bir ses tonunun ya da güzel bir yüzün ana fikrin önüne geçmesine izin vermediğim samimi, sevimli, dürüst ve mizahi bir yabancılaştırma yöntemiyle gerçekleştiriyorum. Çünkü hayat tozpembe değil ve koskoca bir sorunlar yumağının tam ortasındayız.

Bizler de mükemmel canlılar değiliz. Düzenden düzensizliğe, düzensizlikten düzene doğru akan kaotik doğa yasalarının kusurlu ama doğal üyeleriyiz. Gerçekleri gizlemenin ve mükemmel görünmenin bir toplumsal patoloji, büyük bir sosyal buhran haline geldiği sahte maskelerle dolu şu depresiz zamanlarda tam da insanları bu psikolojiden çıkarmanın, geleneksel düşünüş algoritmasından soyutlamanın, yepyeni bir yaşam pratiği sunmanın çabasındaydım.

İnovatif ve yaratıcı düşünmenin belki şuan toplumumuzda bir karşılığı yok ama zaten ben ve arkadaşlarım da bunu ticari bir iş olarak görmüyoruz. Bundan dolayı sıcak, samimi, bohem ve kaotik bir çalışma ilişkisi içindeyiz.

Müşteri kavramı, ticari yozlaşmışlık bizde yok. Eğlenerek ve severek yapıyoruz. Çünkü biz hiçbirşeyi zorunda olduğumuz için yapmak, hele hele kendi kendimize yetecek düzeyi aşıp, daha fazla üretim için, daha fazla endüstriyel işgücüne zorlanmak istemiyoruz. Elbette hepimizin ekonomik kaygıları, geçim derdi var ama bunu mümkün olduğunca atölyeye yansıtmıyor, eğlenmediğimiz, üzerinde çalışıp yeni bir bakış açısı sunamadığımız çalışma tekniklerini asla kullanmıyoruz. Daima kendimizi aşmanın ve yeni birşeyler yapmanın, sosyal ve sanatsal tıkanmışlığı ve yozlaşmışlığı değiştirmenin peşindeyiz. Bu misyonumuzu korumak için de kendimize söz veriyoruz. Aksi takdirde kendimiz diye özgün bir şeyin olmayacağının çok açıkça farkındayız.

Zafer Kılıç

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir