Kürt ya da Türk Sorunu

Şu sorunu aşmak zorundayız.

Türk milliyetçisi, Türk ulusalcısı, Türk ulusolcusu ve Türk muhafazalarının ortak temel argümanları nedir? PKK ya da PYD–YPG’nin Kürtlerin temsilcisi olmadığı, bu örgütlerin ABD ve batılı ülkelerin güdümünde yaratılan kukla örgütler olduğu ve Kürt ve Müslüman orjinli olmadıkları savı.

Bu önermelerin doğruluklarına bakalım mı?

Kürtlerin çoğunluk olarak yaşadıkları illere, bölgelere gittiniz mi hiç? Ya da batıdaki Kürt gettolarına, banliyölerine yahut elit veya entelektüel Kürtlerin yaşadığı yerlerde onlarla takıldınız mı hiç? Neredeyse onundan beşinin dağda bir yakını var biliyor musunuz? Diğer beşinden dördü onlarla ortak tarihi, acıları, kaygıları, ülküyü paylaşıyor ve taşıyor. Yani bir zincir gibi içiçe geçmişler. En sağcısından en solcusuna, en politiğinden en apolitiğine, depolitiğine, popilistine, en yoksulundan en zenginine hepsinin Kürt kimliğiyle, yani bir çeşit geç gelişmekte olan ulus bilinciyle kenetlendiğini görürsünüz. Bunların ciddi bir kısmı AKP, küçük bir kısmı da CHP’lidir. Hatta HDP’li siyasetçilerin hapse atılması, HDP üzerindeki baskılar, AKP’nin MHP ile ittifak kurması, Afrin harekatını başlatması bölgedeki AKP’li Kürt milletvekilerini halk nazarında zora sokmuş ve AKP’yi gelecek seçimler için karakara düşündürüp yeni hamleler yapmaya, ya da bölgede olağanüstü baskıcı seçim yöntemleri geliştirmeye itmiştir. Hasılı örgütle Kürtlerin kahir ekseriyetinin hem organik bir bağı, hem de duygusal bir aidiyeti var. İşte bu yüzden ana siyasi damar, örgütle organik olmasa da, halkla olan organik bağı sayesinde örgütle de yakın bir siyasi görüş zemininde ortaya çıktı ve günümüze kadar evrile geldi. Bu görüş bugün kendini Halkların Demokratik Partisi’nde somutlaştırıyor.

Bakın bu bir örgüt propagandası değil. Devlet yöneticileri ve emrindeki bağımlı yargı ne yazık ki bu analizi örgüt propagandası sayıyor hala ve 80’lerden beri süregelen baskıcı siyasetten dolayı meseleyi anlaşılmaz kılıp, Kürt sorununu yalnızca askeri yöntemlere hapsediyor. Özgürce, tüm sosyolojik, etimolojik yönleriyle, bilimsel, reel verilerle konuşup, tartışamadığımız için de meseleyi bir türlü özüyle kavrayıp çözemiyoruz. O sebeple şimdiden ifade edeyim soruşturma açacak iliksiz, düğmesiz kostümlerine ilik ve düğme, bana da kılıf arayacak savcılarımıza; bu, bir iddialar yazısıdır. Sayın savcılara küçük bir ricam var. Bana soruşturma açmayın demiyorum, hobi olsun diye yine açın ama önce hükümet yetkililerinin ve cumhurbaşkanının alenen ortada olan ilgili basın açıklamalarını, haberleri, belgeleri bi inceleyin canım olur mu? Hatrım kalır sonra..

Daha bir kaçyıl önce PKK ve Abdullah Öcalan’la görüşen, HDP ile çözüm masasına oturan, Barzani ile kanka olan, dönemin PYD lideri Salih Müslim’i defalarca Ankara’ya davet edip Suriye rejimine karşı savaşmaları için ikna etmeye çalışan, PYD ile ortak bir operasyonla Suriye’de IŞID tehditi altında bulunan Süleyman Şah türbesini güvenli bölgeye taşıyan, Dünya tarihine geçen Rojava devriminden hemen önce IŞID barbarlığına karşı savaşan PYD’ye yardım için gidecek Peşmergeye topraklarımızı kullanması için izin veren ve tüm bunları yaparken takdirimizi, alkışlarımızı, vatanperverliğimizi toplayan Erdoğan ve AKP hükümetiydi.

PYD–YPG’de, PKK’nın ya da kendine Kürt Özgürlük Hareketi diyen yapının Suriye’deki siyasal ve silahlı kanadı. Suriye’deki Baas rejimince kimliksizleştirilip asimilasyona, kırıma tabi tutuldular orada da yıllar yılı Kürtler. Benzer uygulamalara Türkiye, İran ve Irak’da da maruz kalıyorlar yüzyıldır. Dolayısıyla bu ortak acıdan yola çıkmış, siyasi mücadele alanı bulamamış Kürtlerin yöneldiği örgütler bunlar. Yani geniş bir Kürt tabanına sahip ve Kürt halkı içinde en çok rağbet gören siyasi ve silahlı oluşumlar.

Elbette bu örgütlerin karanlık yönleri var. Katliamlara, terör eylemlerine, kirli işlere bulaşmışlardır. Ancak tüm bunlar, Kürtlerin ulusal çıkarlarını savunmadıkları anlamına gelmiyor Kürtler için. Aynı şekilde devletimiz için de aynı önermeyi yapabiliriz.

Veriler bunu gösteriyor. Mesela iddia o ki Sivas katliamını, Roboski katliamını, Dersim katliamını, Hırant Dink cinayetini ve daha nicesini örgütleyen, yapan bir devletin Türk etnik yapısı için savaşmadığını, Türk milleti için mücadele etmediğini iddia edebilir miyiz? Her devletin etnik ve milli çıkarları için karanlık yapısı, kontörgerilla dediğimiz terör yapılanması, Kürt halkına yıllar yılı işkence yapan, katleden Ergenekon, JiTEM, TİG gibi cinayet ve katliam tertipleyen devlet içi gladyo örgütler ile sokak savaşları çıkarmak, sokakta muhalif indirmek için kurduğu bilmem ne ocakları gibi mafyatik tarzda çalışan çeteci paramiliter örgütleri vardır. Biz nasıl ki böyle kirli yanı olan, teröre, katliamlara, siyasi cinayetlere bulaşmış bir devletin vatandaşı olmayı bırakmıyorsak, vatanımızı seviyorsak, Kürtler de sanmıyorum ki örgüte sempatiyi bıraksınlar.

Ve nasıl ki her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının Türk ve Müslüman olduğunu iddia edemeyeceksek, ulus bilinci Türk etnisitesi etrafında birleşen Müslüman, Hıristiyan, Musevi, Alevi, ateistlerden, Amerikalıdan, Rusyalısından, Anadolulusundan oluşuyorsa, örgüt için de aynı koşullar geçerli.

Cumhuriyet nasıl kuruldu biliyor musun? Ernemilerin, Rumların mallarına, evlerine, tarla ve fabrikalarına el koyarak, o malları milli servet yaparak kurdu öz sermayesini, bankasını, fabrikasını, silahını, tankını. Tarlasını Amerikadan aldığı Marşal yardımlarıyla suladı. ABD’nin bölgede çıkarlarını savunmak için hibe üzerine hibe aldı. Evlilik yasasını Fransa’dan, Askeri yasalarını Almanya’dan, tiyatrosunu, sinemasını, operasını, mimarisini Rumdan, Ermeniden aldı. Aldı derken onları kopyaladı demiyorum. Doğrudan gayri müslimler kurdu bu kurumları. Özcesi; Ne hiç bir zaman tam bağımsız oldu, ne de bütünüyle ABD mandası, maşası. Kapitalist dünyada, kapitalizmin iktisadi sistemine sıkısıkıya eklemlenmiş her devlet gibi, ekonomik açıdan bağımlı, siyasi açıdan bağımsız bir burjuva devleti olageldi.

Kürtler de örgütün aynı şekilde ortak çıkarları gereği ABD ve Rusyayla dost ve müttefik olduğuna, Kürt ulusunun çıkarlarını savunduğuna, örgütün ne tam bağımsız ne de maşa olmadığına inandıklarını dile getiriyorlar. Ve ekliyorlar; önceliğimiz her zaman kardeş Türkiye ile dost ve müttefik olmak, ortak vatanda eşit koşullarda, tam demokrasi ve özgürce yaşamak.

İsterseniz güncel veriler eşliğinde PYD’ye bir bakalım. Suriye rejimine teslim olmuyorlar, Rusya’nın, Afrin’i rejime bırakın, Türkiye’nin saldırısını önleyelim, teklifini kabul etmeyip, kafa tutuyorlar Putin’e. ABD, istemediği halde Suriye rejimi ile IŞID ve ÖSO’ya karşı ABD ye rağmen işbirliği yapıyorlar. Kendisine karşı tutum alacağını bildikleri halde, Türkiye’nin Esad rejimine karşı savaşma teklifine rest çekiyorlar. Hem hepsiyle çıkarları ölçüsünde işbirliği yapıyor, hem de onlara karşı, onlara rağmen politikalar izliyorlar. Bu nasıl bir maşalık, kuklalık, ABD çıkarları için savaşmacılıktır anlamak mümkün değil?

Sanırım bitirirken bir not eklemeliyim. Daha önce de böyle kritik, tehlikeli yazılar yazmıştım ancak bunların çoğu çözüm sürecine denk geldiği için çekinmeden yazıyor, konuşuyordum. Emin olun finale gelene kadar şu cümleden, bu kelimeden, filan anlam kaymasından bir kulp bulup beni terörle bir şekilde ilişkilendirip içeri tıkacaklar diye ecel terleri döktüm. Neyseki bu, sadece gaipten gelen bir korku. Bu yazıyı Allahtan özgürlükler ülkesi Türkiye’den yazıyorum!!

Selametle…

Zafer Kılıç

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir