Para Namustur, Felsefe Anandır!

Sanayi toplumunun, içinde yaşadığımız şu çağın, bugünün meta insanlığının en temel problemi nedir biliyor musunuz? “İşareti işaret edilene, sureti aslına, hayali gerçeğe, biçimi öze tercih ediyor insanlık” diyor ve ekliyor Feuerbach: “çünkü bu zamanlarda aldanmak kutsal, hakikatse kafirlik..”

Hakikate ulaşamamamızın, hakikati sevmeyip yalanlara, sahteliklere sığınmamızın nedeni biçimci bir toplum olmamızdan ileri geliyor olabilir mi? Neden bu kadar biçimci bir toplumuz, diye sorduğunuz oldu mu hiç kendinize? Daha da ileri gidelim; Bugünün insanlığının tüm sorunlarının kaynağı biçimselci yaklaşımın temelini oluşturan yanlış hayat felsefesi olduğunu biliyor muydunuz?

İdealist Felsefe

Görüngeler dünyası, Aristo’nun, Platon’un, Kant’ın idealler dünyasını taklit ediyoruz hala insanlığın çoğunluğu olarak. Madde ve ruhu, nesneyle özneyi, öz ve biçimi birbirinden tamamıyla ayrık ele almanın binlerce yıldır çok fazla değişmeden süregelen formel yaklaşıma yönelik algı merkezi oluşturduk. Moderniteye ait ne varsa hemen hemen Antik Yunan’ın işte bu idealist felsefecilerince sistematikleştirildiğini görüyoruz. Bugünün modern devletlerin temeli, hukuku, ekonomisi, sınıf yapısı, ahlâkı, erdemi ve hümanizmden evlilik kurumuna değin pek çok şey o dönemin idealist bakışının eseri. Değişimi, dönüşümü, akışı içselleştirmemiş, şekilsel bir devrim niteliğinde algılamış insanlık bugün bir kez daha bu formel mantığı meta dini kapitalist bilimin mekanik yorumlarıyla pekiştirerek yaşamı çözdüğünü düşünüyor. Biçimsel yaklaşmamıza rağmen her konu hakkında rahatça yorum yapıyor, hatta ahkam kesiyoruz insanlık olarak. Oysa hakikat hala bizden çok uzak, bu yorumlar hakikatten çok biçimsel kalıyor.

İdealist felsefe, sağduyu, formel mantık bizleri çevremizde olan bitenlere karşı biçimsel davranmaya iter, aydınlanmamış bir insan bunun farkında olmaz, olamaz, olay ve olgulara yönelik kendi yorumunun mutlak doğru olduğunu düşünür. Biçime yönelen insan özü bilemez, meseleye doğru yaklaşamaz ve somut çözüm öneremez, tıpkı bakış açısı gibi önerileri de yanlıştır ve en mümkün mutlak çözüm yerine bir tekrardan öteye geçmez, biçim akışı koparmıştır, tarih doğrusal bir çizgide hep düz akıyordur, zikzaklar, birikmeler, ani patlamalar yoktur onun idealist dünyasında ve yaşam mekanik bir yazgıdır!

Doğru Bir Bilim Felsefesi

Oysa Aristo’yu, Kant’ı, Hegel’i ve bu görüşün mekanik tanrısı Newton’un baş aşağı duran eskimiş fikirlerini ayakları üzerine doğrultan Marks’ı ve Einstein’ı nedense bilmeyiz, bilmemiz istenmez ve bilmek işimize gelmez. Çünkü, bizler binlerce yıldır evrene, atomik ve genetik doğa yasalarına, insanlığın kültürüne, tabiata hep biçimsel bakmayı öğrenmiş, öğretilmiş nesillerin onlardan çokta farklı olmayan haybeye akmış dölleriyiz.

Uzun zamandır bilimlerden felsefeyi dışlamaya çalışmamız, felsefenin yerine felsefeyi yadsıyan; analitik felsefe ,mantıksal pozitivizm, fenomenoloji, postyapısal ve postmodern felsefe ve eleştirel rasyonalizm gibi akımlara yönelmiş olmamız olay ve olguları açıklamaya yönelik çalışmalarımızda hatalı çıkarımlar yapmamıza neden oluyor. Hayata bakış yöntemimiz olan felsefenin iki metodundan biri olan İdealist felsefenin yanlışlığından dolayı artık onu bütünüyle referans almayıp yukarıda ki akımlara başvuran modern bilim, felsefenin diğer yöntemi diyalektik materyalizmi de egemen güçlerin çıkarlarına uymadığı için yadsımakta, görmezden gelmekte. Dolaysıyla bilimlerle, fizik, biyoloji, evrim teorisi, kuantum, big bang vd. bilim dalı ve teorilerle ilgilenen bilhassa genç arkadaşlar siyasi ve ekonomik olayları değerlendirirken, işte burjuva kültürünün yukarıda ki yöntemi eğitim sisteminde kullanmasından ötürü hatalı, yanlış, eksik, çarpıtılmış analizler, yorumlar yapıyor, meseleye biçimsel bakmak zorunda kalıyorlar. Buda onların yanlış bir siyasi görüşe, hatalı ideolojik kampa yönelmesine sebep oluyor. Genelde insanlığın, özelde bilimin felsefeye, ama doğru bir felsefeye ihtiyacı olduğu kuşkusuz ortada. Geçmişte de bilim, felsefenin üzerine basarak yükseldi, onu köken alarak gelişti. Felsefeyle bağlarını koparan bir bilim bugünün yanlı ve hatalı teorilerini üretmekte ve insanlığı bir tekrardan, bir bunalımdan öteye geçirmemekte, sınıf ayrımını körüklemekte, teknolojiyi yıkıcı bir zeminde kullanarak, bütün bir insanlık yerine belli bir elit egemen zümrenin çıkarı ve refahı için teknolojiyi geliştirmekte.

Oysa bir kez, sadece bir kez formel mantıktan bakmaktan kurtulduğumuzda, insan-çevre ilişkilerinin, insanın kültürünün, ırkların, dinlerin, milletlerin gökten zembille inmediğini veya doğa yasalarının determenist bir sonucu olmadığını, başka bir değişle tüm bu kültürlerin insanın yazgısı, kaderi olmadığını, maddi koşullar içinde insanın çevreyle uyum sağlaması ve evreni anlamaya dönük çabaları sürecinde, yine insanın kendisinin yarattığı suni şeyler olduğunu görürüz. Geçmişte dini, etnik kimliği, vatanı için savaşan ninelerimizin, dedelerimizin namus için savaştığı söylenen şey işte budur, ekonomidir, ekonomik ilişkiler içinde bir araç olan paradır, öyleyse namus paradır!

İnsanlığın tüm zamanlarında böyledir, ilkel komünal toplumlarda değişim aracı olarak para henüz yoktur, ürünün aracısız doğrudan değişimi söz konusudur. Modern zamanların meta toplumundaysa üretim-tüketim aracı olarak para namusun tam karşılığıdır, kültürün satılabilirliğinin karşılıdır para. Bunu çözen insan; sunî bir ırka, dine, milliyete sahip olduğu halde çözümün başka ırkları, kültürleri aşağılamakta, onları hor görmekte olmadığını bilir. Biçimsel felsefeci ve bilim adamlarının ona öğrettiği gibi; doğada güçlülerin zayıfları ezdiği, onları sömürmek zorunda olduğu, büyük balığın küçüğü yutmasının bir kader olduğu, insanların bencil genlere hapsolduğu gibi ezberci safsatalardan da uzaklaşır, bunların yanlışlarını sözünü ettiğim Marks’ın diyalektik materyalist ve Einstein’in görelelik, kuantum yorumlarını araştırarak, merak ederek, sorgulayarak, şüphe ederek, deneyleyerek aşar. Bir kez de bunu aştı mı artık hayat felsefesini eylem olarak ortaya koyar. Sınıflı toplumdan sınıfsız topluma doğru, yeryüzündeki tüm ganimeti, nimeti, gıdayı herkesle paylaşır; sınırsızca, savaşmadan, yok etmeden, nefret duymadan, sevgiyle. Bilir ki, tüm bu nimetler doğru bir eko+politik sistem yaratıldığında herkese yetecek kadar boldur, öyleyse, der, bu anlamsız kavga, bu acımasız yıkıcı rekabet, bu hayvan atalarımızdan kalma vahşi sömürü düzeni ne diye? “Hepimiz Kardeşiz” tanımlamasının da artık doğru olmadığını, yetersiz kaldığını, kardeşliğin birleştirmek yerine ayrıştırıcı bir form aldığını akış içinde eskinin yerine yenisini koymaya çalışırken fark eder. Bilir ki; kardeşin zıttı kardeş olmayandır, düşman olandır, o, karşıt yaratmak yerine tüm bu kimlikleri yaşamdan eler. Ve o, artık ayrımcılık yaratan dinsel, etnisitel, cinsel bütün kimlikleri ret etmiş, öze yönelmiş, hakikati keşfetmiş bir insandır. Sadece ve sadece insandır onun kimliği artık.

Ama işi burada bitmemektedir. Sınıfsız topluma ulaşmak için ara durakların olacağını, elinde sihirli değneğin olmadığın da bilir. En yüksek perdeden, en üst oktavdan milliyetçiliğin, dinciliğin, cinsiyetçiliğin, ekonomik sömürünün ne menem bir şey ve o denli gereksiz olduğunu her defasında ifade eder. Bununla birlikte günün konjonktürünü, bilinç seviyesini, kültürünü, siyasî, ekonomi tüm gerçeklerini atlamadan, hedefe ara çözümlerle gider, mümkün olan uygun yolları arayarak varır. İşçi-emekçi sınıfının çıkarı ve sınıfsız bir toplumun inşası için maddî süreçlerle mücadele ederek, teoriğin sıkıntılarını pratikte deneylerek, hata yaparak, ders çıkararak, liner bir çizgi yerine zikzaklar çizerek varır büyük hedefe. Her aceleci ileri atılımın daha büyük kaosların doğurduğu karşı devrim süreçleriyle insanlığı yok etmeden bu işe çözüm bulmak için canla, başla, inançla, hayatın tüm güzelliklerini ıskalamadan, ara durumları dışlamadan, kutuplara saplanmadan somut çözüme gider. Bunun içinse ilk önce ekonomik, etnik, dini, cinsel, anlamda ezilenlerin safında yer alır.

Zafer Kılıç

Ocak/2012

Hayata bakış açımıza yönelik daha geniş makalem için bkz: Zaman Zaman İçinde Zaman Atom İçinde

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir