Sevgiliye Mektup

Çektiği aşk acısından dolayı mutsuzluğu genel bir davranışa dönüşüp süreklileşen biri, birgün psikoloğa gider. Doktor aşığı camın kenarına çeker ve karşıda kurulu sirki gösterir; “Orada bir palyaço var. Hep mutlu. Küçük şeylerlerle de mutlu olmasını bilmelisin. Onun gibi olmalısın.” der. Adam da doktora cevaben der ki; “O palyaço benim…”

Sevgilim sen bir palyaçosun. Hem kendinsin, hem de bensin. Hem benimlesin, hem de kafanın dikindesin. Makyajın kan ağlayan gözlerini gölgeliyor kimi zaman, kimi zaman da çocuksuluğunu. Sevgilim senle ben kendi gerçekliğimiz içinde ortak bir gelecek kurmayı beceremeyen iki acemi aşık. Ben deneyimliyim aslında ama söz konusu aşk olunca ve o aşk da sana yönelince kontrolu kaybediyorum istemsizce. Karşımda her gördüğümde seni içim kıpırkıpır oluyorsa, tabiri yerindeyse elim ayağım birbirine dolanıyorsa, neden gündelik sorunlarla karşına çıkayım ki? Bu libidinal coşku tam da hayatı güzelleştirmek için patlamıyor mu beynimizde?

Sana bu e–mektubu sırra kadem basışının dördüncü ayında yazıyorum. Belki birgün buradan okursun. Aylardır bir iz yok senden. Ne zaman bırakırım peşini, ne zaman umudumu kaybederim bilmiyorum. Ama bunun üstesinden gelinceye dek içimin daha çok kan anlayacağını, gözlerimin derinlere, hafızamın maziye dalacağını biliyorum. O mazide on yıl sonra yakaladığım olağanüstü duygular var. Adını bile duyduğumda yerimde duramadığım, tüm zorluğuna, ipesapa gelmezliğine, bir baltaya sap olamayışına rağmen bana yaşam sevinci veren sen varsın. Absurdizmin Allahı’var, ama kitabı yok. Olsaydı bakar–a yolumuzu bulurduk, makara muhabbettimizi…

Ne diyo yine lan bu değişik, diyeceksin sen şimdi. Demezsen ölümü gör. Neredesin, kimlesin, napiyorsun? Belki uyuyorsundur, üstün açılmıştır. Belki aşık olmuşsundur. Çoktaaan unutmuşsundur adımı. Geçim derdindesindir belki. Memleketin halini düşünüyorsundur. Ve kendini. Köle gibi çalıştığını. Yooo sen kendini düşünmezsin bilirim. Varsa yoksa ailen.

Beni de unutmazsın bilirim. Kolay mı? O denli kaçmana rağmen hücrelerine işledim. Zaman şimdiki gerçekliğini değiştirdiğinde döneceğini biliyorum. Buna her pahasına iddiaya girerim. Dileğim doğa yasalarının senin gerçekliğini hızlıca, benimkileri yavaş değiştirmesi. Zamanın bize gerçekten neler getireceğini bilmiyoruz. Ama zamanın akış içindeki etkisini biliyoruz. Zamanı tersindirmek gibi bir hayalperestliğim yok. Zaten sana olan duygularımın bu denli gerçekçi ama bir o kadar da çılgın olmasının nedeni benim seni bilimsel olarak sevme potansiyelim. Bir mağlubiyete, bir saplantıya bu yüzden dönüşmedin benim için. Yoksa hani on sene önceki Zafer’i görecektin sen. Rezil, rüsva, aciz, lanet, bağımlı, zavallı Zafer’i.

Geçmişe asla dönemeyeceğiz biliyorum sevgilim. Gelecekteki yeni bize dair herşey. Zamanın bizi tersindirmesine bıraktım herşeyi. Atomun işleyişine, libidinal itkilerinin ağzına sıçışına havale ettim seni. Daha bundan büyük beddua mı olur?

 Zafer Kılıç

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir