SÜRÜNÜN YENİ SÜRÜMÜ YÜKLENİYOR!?

Hiç kendi başınıza önemli kararlar aldınız mı? Bedelini ağır ödeyeceğiniz kararlar..

Sorumluluk almak bazen çok ağır gelir bize.

Bireysel sorumluluk almak zor iştir. İnsanı çıldırtır. Çünkü sorgulamayı, durmaksızın sorgulamayı, düşünmeyi, soru sormayı, cevaplar aramayı, onaylanmamayı, takdir edilmemeyi, dışlanmayı, sevilmemeyi, bireysel bir vicdanı, ilkesel bir yaşam tarzını gerektirir.

Ama tüm bunların hakkından geldiğinizde özgürlüğünüzü kazanmanıza değer.

Sürüye tabi olmak ise en kolayıdır. Kişi hiç sorumluluk almadan sürüye uyum sağlar. Ödeyeceği bir bedel, taşıyacağı bir sorumluluk yoktur. Bunun huzuru içinde çoğunluğun aldığı kararlara riayet eder, onların yöneldiği şeylere yönelir, onlar gibi konuşur, giyinir, çalışır, onlar gibi davranır.

Dönemin rüzgarı Youtuberlıksa Youtuber olmaya, pop müzik, taklit, evlilik, aksiyon yarışmalarıysa oralara, muhafazakar bir rüzgarsa bu, topluca muhafazakarlaşmaya, milliyetçilikse, savaş konseptiyse ölüm neferi olmaya…

On milyona yakın insanı topluca katletmek hangi bireysel vicdanın işi olabilir ki mesela? Gencecik Alman çocuklarını hangi bilinçli bir vicdan Nazi ordusu altında bu soykırıma, vahşette itmiş olabilir? Sıradan İtalyanları hangi vicdan Mussolini yönetimi faşizminin coşkulu holiganları yapmıştır? Sürü vicdanı.. 12 Eylül darbesi  anayasayasına hangi vicdan %90 oranında evet der? Cevabını öğrendiniz artık: Tabiki toplumsal vicdan.

Sürü vicdanı korkunun, baskının, tektipçiliğin olduğu yerlerde kurumsallaşır, büyür, gelişir ve kök salar. Çünkü sürünün taşıyacağı bir vicdan azabı yoktur.

Ama bireyin vardır. O yüzden birey kendini durmadan eleştiriye, sorguya, hesap vermeye tabi tutar. Sürünün üyesi olunca bu sorumluluk ortadan kalkar ve hertürlü vahşet, yalan, aldatma, yolsuzluk, çirkeflik meşru ve mübah olur.

“Ben değil sadece, halk istedi”, “Şeytana uydum”, “Mini etek giymişti”, “Erkekliğime laf söyledi”  “Ramazanda sigara içti”, “Yan baktı” “döndü bir daha baktı”, “gözünün üstünde kaşı vardı”, “kaşının üstünde alnı, alnının üstünde saçı…” Ahh neyse..

Bu gibi mazeretler şiddetin, yok etmenin gerekçesi olur. Çünkü toplumsal vicdanda bunlar hoşgürülür ve desteklenir. Öyle ya bunun bireysel bir cezası yoktur. Toplum yapmıştır çünkü. Kendisi hiç suçluluk duymaz. Alnı ak, karnı tok, sırtı pek, vicdanı püripaktır..

Velevki sürü duygularıyla bir yabancıyı mı öldürdün? Uluslararası akılcı ve demokratik vicdan tepki gösterir, o da yetmez yaptırımlar uygularsa, en fazla atılırsın içeriye, kahramanca ağırlanırsın hapiste. Asla pişman olmazsın. Vicdan azabı çekmezsin. Milli vicdan arkandadır.. Sivas’ta, Suriye’de insanları cihad için diri diri yaktın mı? Bunları destekledin mi? Korkma dinsel vicdanla yırttın yine.

Neyseki ülke olarak sicilimiz tertemiz! Hayırlı işler..

Sürü davranışı ortak vicdana götürür insanı. Ortak vicdan bireyleşmeyi, kendi kendine yetmeyi ve kendi kendini yönetmeyi imkansız kılar.

İster inanın, ister inanmayın bu davranışlarımızı bilimsel olarak inceleyen ve bize neyi sevip sevmeyeceğimizi, neyi satın alıp tüketeceğimizi söyleyen bir bilim dalı bile var ve bu, üniversitelerde iktisat teorisi dersi altında neredeyse son bir asırdır okutuluyor: Halkla İlişkiler..

Hitler Almanyasında sürü psikolojisi üzerinden bir iktisadi tanım gelişti. Hitlerin propaganda bakanı Joseph Gobbels, sürü davranışları gösteren insanların kapitalizm içinde rahatlıkla tüketim kültürüne dönüşebileceklerini keşfetti. Pazarlamacılık, halkla ilişkiler, pazar çalışmaları ilkez Nazi döneminde ortaya çıktı ve günümüze kadar gelişip ilerledi. Kimi iletişim fakültelerinde Goebbels’in ses kayıtları ders olarak dinletildi.

Ayn folk, ayn gaicşh, ayn fuhreğ…

Peki adı hep Hitler lavuğunun gölgesinde kalan bu gizemli Gobbels kimdi? Gobbels, Adolf Hitler’i Führer yapan bir tür yazılımcı, programlayıcıydı. Hitler’in beden dili, söylev ve hitabetle etkin bir propagandist yapan üst akıldı. Öyle ki hükümette onun pozisyonuna propagandminister adını verdiler. Gazeteleri ve radyoları tek merkezden, tek yanlı bilgi üzerinden muazzam bir şekilde konrol ediyor, Alman ırkının ve Hıristiyanlığın üstünlüğünü Alman halkına güçlü, ikna edici yalanlara olağanüstü bir şekilde geçiriyor ve Nazi Almanyasının bu konuda tek vücut olmasını, Avrupayı işgal etmek gerektiği konusunda tek ses olmasını sağlıyordu. Ona göre bir yalanı pardon  herhangi birşeyi ne sıklıkla tekrarlarsanız insanlar ona o denli güçlü ve uzun süre inanır. Hıristiyanlığın bu denli etkili olmasının nedeni 2000 yıldır aynı şeyleri söylüyor olmasındandır, derdi.

Amacımız doğruları söylemek değil hocam, halkı etkilemek :))

Yani Goebbels efendi erken dönem pazarlama gurusudur ya da kuru gurultudur. :))

Goebbels’in ortaya çıkardığı bu mekanizmaya göre birileri birşey yapınca, bir balık sürüsü gibi herkes de o şeyi yapmaya doğru koşuşur.

Pazarlamacılar insanları ve bilhassa gençleri bu davranış kalıbına iten şifreleri biyolojik olarak çözdüler.

Beynimiz evrimsel olarak kolaya kaçarak çalışıyor. Böylelikle itkisel bazda hayatta kalma olasılığı artıyor. Bu, aslında vahşi doğada, savanada yaşayan ilkel atalarımızın genetik mirası bize. Vahşi hayvanlarla aynı yaşam alanı ve besin zincirini paylaşan ilkel insan, hayatta kalmak için ortama uygun refleksler geliştirdi. Sürü davranışı en etkin yöntemdi. Pazarlamacılar bunun modern çağda da işe yaradığını fark ettiler ve gayet iyi kullanıyorlar.

Yeni kahve dükkanları, damak tatları, yeni sürüm cep telefonları, yeni teknolojik uygulamalar, yeni sosyalleşme ortamları, yeni yaşam tarzları üreterek, tutkuyla, bir hışımlık hevesle herkesi oralara sürüklüyorlar.

Büyük firmalar ve hükumetler arz–talep dengesini işte bu sürü psikolojisi üzerinden kuruyorlar. Mesala İphone firması yeni ürünleri satmak adına eski telefonlarında bellek yavaşlatmaya gittiğini kullanıcılardan gelen tepkiler üzerine itiraf etmek zorunda kalmıştı geride bıraktığımız haftalarda. Buna “planlı eskitme” diyoruz. Bir otomobil, bir telefon, televizyon, saat, inşaat malzemesi ve hemen herşeyin en az bir asırlık üretimi ve güncellenmesi mümkünken, ömürleri bir kaç yılla sınırlandırılıyor. Böylelikle hem dünya bir çöplüğe dönüyor hem de yeni teknolojiye ulaşmak pahalıya patlıyor ve toplum üyesi yaratmak yerine, sürü davranışına neden oluyor yeni moda, yeni akım, yeni tarz üretimler.

Bir lamba en fazla kaç saat, kaç gün patlamadan yanabilir? ABD’de bir enerji kurumunda 100 yıldır hiç sönmeden yanan bir ampul olduğunu biliyor muydunuz? Onu gözetleyen kameraların ömrü üç kere dolmuşken, bir asırdır hiç sönmeden yanıyor öyle. Ya Alman Ford firmasının 50 yıl önce fosil yakıtsız, elektrikli ve güneş enerjili çalışan otomobiller ürettiğini, henüz vakti değil denilerek rakip firmalar ve otomobil üreticileri kuruluşları kararınca bunların pazardan toplatıldığını biliyor musunuz? Peki arz–talep dengesi oluşturmak için üretim fazlası milyonlarca ton gıdanın yoksullara dağıtılmak yerine imha edildiğini?

Geçmişte ve günümüzde sebep oldukları tüm korkunç vahşetlere rağmen Alman, İtalyan, Türkiye toplumlarını yargılayan, yaptırımlar ve cezalar uygulayan var mı? Ya ABD toplumunu, ya diğerlerini? Dünyayı çöplüğe çeviren şirketleri ve kullanıcılarını ve dünyayı betonlaştıran siyasetçileri ve de oy verenlerini? Hayır, çünkü sürü vicdanının cezai işlem gerektirecek bir sorumluluğu yok.

Şöyle yapsak; toplumsal vicdan yerine, bireysel vicdanı, sürü toplum yerine, akılcı planlamacı demokrat toplumu, kitlesel inancın bilinçsiz üyeliği yerine, bilince dayalı örgütlü toplumu, ortaklaştırılmış sorumsuz sürü faşizmi yerine, birey sorumluluğuna dayalı ortak değerler demokrasisini, inanca dayalı toplum yerine, bilime dayalı toplumu, kar marijına dayalı planlı eskitme yerine, toplumun gerçek ve doğal gereksemelerine dayalı planlı üretimi yerleştirsek tüm insanlık olarak bundan daha karlı çıkmış olmaz mıyız? Doğayı ve hayvanları kurtararak, kendimizi kurtarmış oluruz.

Genel bir sorumsuzluk hali insanların duygusal, cinsel, dostane ilişkilerine de yansıyor. Sürü üyeleri ilişkilerinde çok büyük çıkar olmaksızın sorumluluk almıyorlar. Çıkarlar çatışmaya başladığı andan itibaren sürü vicdanıyla, öncesinde kutsiyet atfettikleri ilişkilerine yapmadıklarını bırakmıyor, arkalarına bakmadan tüm insancıl değerleri öldürerek korkakça kaçıp gidiyorlar; üzülmeksizin, vicdan azabı çekmeksizin, pişmanlık duymaksızın. Ne varki bunda? Sürü toplumu da öyle yapıyor. Sürüden ayrılsın da kurt mu kapsın duygu canisini?

Keşke kapsa. Kurt ihtiyacı oduğu için avlanır. Dürüsttür. Kimseyi aldatmaz, kandırmaz, yalan söylemez, sözünü yemez, dostunu yarı yolda bırakmaz, ihtiyacından fazlasını tüketmez. O kurt kim, kim peki o kurt? Yani o kurt gerçekte sürüden ayrılmış bireyleşmiş, bilinçlenmiş, kölelikten kurtulup özgürleşmiş bu lavuğun kendisi. Nevarki bunu olumsuz birşey olarak gördüğü, özgürleşmekten, kendi başına hareket etmekten, bireysel sorumluluk almaktan ve bedelini ödemekten ölesiye korktuğu için bu değimi üretmiştir.

Zafer Kılıç

19 Şubat 2018

Sürü psikoloji için yazdığım Karizmatik Sürüler makalem için tıklayın.

Nazım Hikmet’in sürü psikolojisini anlatan Dünyanın En Tuhaf Mahluku isimli seslendirdiğim şiiri için tıkayın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir