Toplumsal Cinsellik

“Sikmek” ve “Sikişmek” eylemi seks değildir. Adını erkeğin cinsel organından alan bir cinsel eylem olur mu hiç? Erkek insanı bu eylemi kendi kendisine yapmadığına göre neyin kafası bu?

Anlatayım.

Erkek egemen sistemde yaşadığımız ve buna boyun eğdiğimiz için ekonomimiz, ahlakımız, kültürümüz ve cinsel eylemimiz de erkeğin zevkine, beğenilerine, çıkarlarına göre şekillenmiş.

Adını formel erkeğin cinsel organının halk dilindeki (Popüler söylem) adından alan “Sik-mek” eylemi, cinsel birleşmede sadece erkeğin zevk alması şeklinde kurgulanmış bencil bir cinsel eylemdir.

Mesela adına misyoner pozisyonu dediğimiz eylem, merkantilist Hristiyanlar, Afrika’yı sömürgeleştirip, oralara pre-kapitalizmi yerleştirmeye dönük misyonerlik faaliyetlerini sürdürürken, eşitçe ve paylaşımlı sevişen Afrika yerlilerine, erkeğin üstte, kadının altta olduğu bir pozisyonda çiftleşmeleri gerektiğini öğretmişlerdir.

Çünkü kapitalizmin hiyerarşik yapısı erkeğin kadından üstün olduğunu, dar Hristiyanlık anlayışı ise sevişmenin haram, çiftleşmenin helal olduğunu savlıyordu.

Bunlar cinselliği üreme merkezli, kadın-erkek ilişkilerini de iktidar-tahakküm çerçevesinde ele alıyorlardı. Oysa insan sosyal bir canlı ve sosyal canlılar cinselliği sadece üreme amaçlı yaşamazlar. Cinsellik hem insanlarda, hem de tüm sosyal canlılarda uçsuz bucaksız bir oyun (haz) deryasıdır.

Formel (Biçimselci-Gelenekselci-İlkel) erkek yaşamı zıtlarda yaşar. Madde ve enerjiyi, pozitif ile negatifi birbirinden tamamen bağımsız, uçlarda, ayrık bir şeymiş gibi algılar. Çünkü olayı, olguyu ve nesneyi parçalara ayırarak değil, olduğu gibi, bir bütün olarak (düz mantık) değerlendirir. Oysa madde ve enerji, kadın ve erkek, negatif ile pozitif bir ve aynı şeylerdir, iç içe geçmişlerdir, birbirlerini belirler, koşullar ve dönüşürler.

Ne var ki geleneksel erkek cinsel birleşmede kendisini aktif (pozitif-etken), kadını pasif (negatif-edilgen) görür. Böylelikle kadını iradesizleştirir, iktidarsızlaştırır ve tahakkümü, hükmü, efendiliği eline geçirir.

“Erk” zaten güç demektir. Güç yani erkek kadını üretimin, yönetimin, zevkin yani yaşamın arka planına atarak onun hapishanesinin sınırlarını çizer, fiziksel güç isteyen işlerde çalışmasını önleyerek güçsüz kalmasını ister, topuklu ayakkabı giydirerek hareket alanını kısıtlar, centilmenlik adı altında kadının poşetlerini taşıyarak onu iradesizleştirir ve erkeğe bağımlı kılar, onu örterek ya da çıplaklaştırarak cinsel bir obje haline getirir ve tüketim nesnesi yapar.

Gerçekteyse, eğer baskıyla, günah ve yasak kavramlarıyla aksini yapmaya zorlanmamışlarsa, cinsel birleşmede kadın da erkek kadar aktiftir. Tıpkı üretimde, yönetimde, sanat, edebiyat ve bilimde olduğu gibi.

Aklı penisinde geleneksel erkeğin anlayacağı dilde söylemem gerekirse; sadece erkek değil, kadın da erkeği siker son tahlilde.

Öyle ya, gerçek sevişme her iki tarafın da haz alması ve iktidar mücadelesinden uzaklaşması üzerine kurgulanmış bir cinsel kültür değil midir?

Zafer Kılıç

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir